En ‘Parlak’ haliniz bile zifiri karanlık

spot_img


Şov dünyamızın ikinci sınıf iki oyuncusu sahneye çıkıp hayatlarının en rezil gösterisini yapmışlar. Munzur Üniversitesi’nde kutsallara dil uzatıp, siyasi liderlerin fiziksel özellikleriyle dalga geçecek kadar kendilerini kaybetmişler. Rabia işaretini hadsizce “4 bela” olarak niteleyip, TBMM’deki ibadethaneyi kirli dillerine dolayacak kadar alçalmışlar.

Bülent Emrah Parlak… Kariyerindeki en “parlak” yapım, ilhamını kafiyeli bir küfürden alan Ankara’nın Dikmen’i… Düşünün artık…

Her fırsatta yargı dağıtmaya, doğruluk, dürüstlük söylevi vermeye meraklı bu arkadaş, henüz eşinden boşanmamış, resmen evli bulunan Elif Andaç Çam ile Beyoğlu’nun arka sokaklarında uluorta öpüşürken yakalanmıştı. Boşandığı eşi Burcu Gönder ise avukatı aracılığıyla mahkemeye şöyle bir dilekçe vermişti:

“Bülent Emrah Parlak, Burcu Gönder’in tektaş yüzüğünü sattırıp onun parasını dahi almıştır. Öfke problemi olan Parlak’ın bu durumu çevresi tarafından da bilinmektedir. Bu nedenle Gönder eşine boşanma davası açmayı istemekte, ancak bu süreçte zarar göreceğinden endişe etmektedir.”

Gelelim eski TİP milletvekili ve oyuncu Barış Atay’a:

Onun da magazin maceraları sahne arkadaşından farklı değil. Henüz evliyken, İsviçre’deki Metallica konserinde sevgilisi olduğu iddia edilen Ecem Özkaya ile haberleri çıkmıştı.

Bülent Emrah Parlak ile Barış Atay’a “çakma” Kavuklu ile Pişekar diyeceğim ama Orta Oyunu sanatının adını bu ikisi için kirletmekten korkuyorum. Tabii ki sahneledikleri Orta Oyunu değil, olsa olsa bu ülkenin kutsallarına kasteden, önceden planlanmış bir “ortada ayak oyunu”dur.


Önümüzdeki saçlara bakalım!

Eleştirmeyi bilmiyoruz. Yapıcı değil, her daim yıkıcıyız.

Milli Takım daha ilk maçını kaybeder kaybetmez hemen futbolcuların saçıyla, başıyla uğraşmaya başladık. Evet profesyoneller ama onlar da etten, kemikten. Paraguay maçında 10 kişilik takıma karşı 56 şut atıp, 1-0 yenilmemizin tek sebebi, onları psikolojik olarak mahveden bu “sığ” eleştirilerdir. Ben de Milli Takım’ı eleştirdim ama sadece teknik ve taktik açıdan.

Meseleyi kişiselleştirmeden, kişiliklere saldırmadan. Hatta daha bizimkiler sahaya çıkmadan, sadece ABD – Paraguay maçını izleyip, takımı uyararak “Ben kıyı feneri olmak, tekerlek kırılmadan yol göstermek istiyorum” diye yazdım. Olacaklar içime doğmuş gibi.

Son sözüm: Montella ve Bizim Çocuklar’ın arkasında dağ gibi durmalıyız. Keşke bu yol kazasını dünyanın en büyük kupasında yaşamasaydık. Artık çok daha tecrübeliyiz.


Nerede o eski spikerler?

Köşemize sürekli katkı veren değerli okurumuz Ramazan Budaklar, geçen hafta spikerleri eleştirdiğim yazımı harika şekilde tamamlamış: “Eskiden; TRT spikerleri maç anlatırken, radyodan dinleseniz bile maçı görür gibi izlerdiniz! Maçın heyecanını size zerre zerre hissettirirlerdi. Bırakın takım isimlerini oyuncuların isimlerini tek tek bilirlerdi. Ve en önemlisi ellerinde bugünkü gibi teknolojiler yokken!

Hepsi değerli isimlerdi, Halit Kıvanç diyorum gerisini yazmıyorum bile! Siyah beyaz televizyonlarımızı renklendiren bu isimleri saygı ve hasretle anıyoruz! Şimdi maç nerdeyse spikerlerin önünde oynanıyor, varı var yoku yok adamların! Ama ne renkleri ne takım isimlerini ne de oyuncu isimlerini ayırt edebiliyorlar! Mili Takım gibiler, hepsi ruh gibi ama içlerinde ruh yok!”


Zap’tiye

Dünyaya inmeye hazırlanan Galaktik Konsey Komutanı Ashtar Sheray buymuş! Başımızdaki Kıvanç Tatlıtuğ belası yetmiyormuş gibi bir de bununla uğraş…

Gaf’let kürsüsü

Şanlıurfa’da bir kaporta ustası muayenehane açıp, bel fıtığı tedavisi uygulayarak halkın sağlığıyla oynarken yakalandı.

Ge demiş?

“Tecrübe mirastır, kullanamazsan israftır.” (Türkiye – ABD maçını anlatan spiker Özkan Öztürk’ün vecizesi)



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img