Nefret suçunun sessiz ortakları – TUBA KALÇIK

spot_img


Bir kadının giyiminden, inancından veya yaşam tarzından dolayı hedef alınması, toplumsal alanımıza konulmuş en büyük dinamittir. Bir haftadır arka arkaya başörtüsü karşıtı nefret söylemlerine tanık oluyoruz. Önce metroda ‘imha’ çığlığı atan, sonra sitede ortak havuzu çok gören ve en nihayetinde bir markette inancı sorgulama hadsizliğinde bulunan bu tahammülsüz zihniyet; kadını sadece kendi ideolojik kalıplarına sığdığında ‘özgür’ sayan, kendisi gibi olmayanın yaşam hakkına dahi göz diken ilkel bir faşizmin tezahürüdür.

İşin ilginç yanı ise tüm bu olanlar karşısında ‘özgürlük’, ‘demokrasi’, ‘kadın hakları’ kavramını dilinden düşürmeyen muhalif kesimin yine ölü taklidi yapıyor olması.

AYDINLAR NEREDE?

Başörtülü kadınlarımıza açıkça yapılan faşizm karşısında sessizliğe bürünenler, ortaya koyduğu bu tavırla, nefret suçu işleyenleri ‘sükut ikrardan gelir’ misali desteklemektedir.

Kendilerine yönelik en ufak bir olayda bile ortalığı ayağa kaldıran, sözüm ona aydınlar, sivil toplum kuruluşları nerede? Onlar da adeta “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” tiyatrosunu oynuyor.

RİYAKAR BİR TAVIR

Tüm bu yaşananlar bize şunu gösteriyor: Başörtülü kadının varlığına dahi tahammül edemeyen bu kitle, özgürlüğü, hakları sadece kendisi gibi yaşam tarzınıza, inancına sahip olanlar için istiyor. Kadın haklarını bile sadece kendi ideolojik profiline uyan kadınlar için savunacak kadar riyakar bir tavır sergiliyor. ‘Benim vücudum, benim kararım’ sloganı atanlar söz konusu başörtülü bir kadın olunca ‘seçici körlük’ yaşıyor.

Bugün başörtülü kadınlara yönelik nefret söylemi karşısında sessiz kalanlar toplum nezdinde kendi inandırıcılıklarını da kaybetmektedir. Hak savunuculuğu ilkesel bir duruştur, mağdurun kimliğine, inancına ya da oy verdiği partiye göre tavır alınmaz. Muhalif kesim, başörtülü kadınların uğradığı haksızlıklara karşı bu seçici körlüğünü ve suskunluğunu bitirmediği sürece, topluma gerçek anlamda ne demokrasi vaat edebilir ne de inandırıcılığı olur.

Bir kadını kıyafeti, yaşam tarzı ya da inancı üzerinden aşağılamak, hedef göstermek büyük bir nefret suçudur. Bunu yapanlar da buna sessiz kalıp destekleyenler de bu ülkenin toplumsal barışına dinamit koymaktadır. Muhalif kesimin yaşam tarzı kavgasını artık geride bırakması gerekiyor. Başörtülü kadınları düşmanlaştırarak ilericilik taslamak ne kadar zıt bir durum ise, insanların inanç özgürlüğüne saldırarak demokrasiyi savunmak da o kadar imkansızdır. Unutulmamalıdır ki, özgürlüğü sadece kendi mahallesine layık görüp diğerini küçümseyenler, aslında bu kavramı da kirletiyor.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img